parallax background

Yaşam İçin Sosyal Ölüm (Covid-19)

Depresyon Oluşumu
Ekim 19, 2019
Salgın Hastalıklar Ve Öğrenme Korkusu
Nisan 2, 2020
 

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) insanlığı tehdit edeceğini düşündüğü bir salgını şu üç koşula göre pandemik hastalık kategorisine alıyor:

-Nüfusun daha önce maruz kalmadığı bir salgın olması,
-Hastalığa sebep olan etmenin insanlara bulaşarak geçmesi ve tehlikeli bir sağlık tehditi oluşturması,
-Hastalık etmeninin kolayca ve devamlı olarak yayılması.

Son dönemde yaşadığımız Covid-19 virüsü kaynaklı salgının insanlık üzerindeki tehditi, WHO’ nun bu salgın hastalık için pandemi teşhisi koymasına sebep oldu. Bu sebeple birçok insan evlerinden dışarı çıkamamak durumuyla yüzleşiyorken birçok canı da yalnızlık ve acı içerisinde kaybetmenin hüznünü yaşıyoruz. Bu sebeple, şimdi, bu virüs ile birlikte ortaya çıkan hayatımızdaki ani değişikliklere beraber göz gezdirelim.

Mizacı gereği insan, vücudundaki refleksleri gibi aniden devreye giren bir iç güdüyle acıdan kaçınır ve haz duygusuna ulaşmaya çalışır. Bu psikolojik dengeleme yapısından dolayı, evlerinde karantinada olan birçok insan için bu refleksif yapı, bireye, evinde sıkıldıysan dışarı çık duygusunu hissettiriyor. Sosyal olarak var olamayan insan için sosyal “ölümünün” acısı o an için daha yoğun geldiğinden pandemik viral tehdit insanda aynı şiddetli etkiye sahip olamıyor ve bu sebeple dürtüsel bir dışarı çıkma arzusu oluşuyor. Virüsün bulaşmasından dolayı hastanede gerçek bir izolasyon halindeki yakınını kaybetmenin acısını bilmeyen, elbette evde sabit kalmayı daha büyük bir acı olarak duyumsuyor. Kimi ülkelerin belediye başkanları da kendini evde tutamayan dürtüsel vatandaşlarını duygusal öfke çıkışları ile azarlarken bize ne kadar da haklı görünüyorlar değil mi? Zira böylesi bir tehdit durumunda bile ötekini düşünemeyenlere karşı her zamankinden daha çok sinirleniyoruz.

Evlerinde bekleyenler ise eşleri ve çocukları ya da kendi iç dünyalarıyla bir araya geliyorlar, belki önceden hiç olamadığı kadar. Bütün evlerin ışıkları yanıyor. Çocukluğumdaki akşam ışıklarını hatırlıyorum. O dönem ki ışıklar birlikteliği sembolize ederken bu sefer ki ise mesafeyi ve izolasyonu temsil ediyor. Dünya insanları olarak yaşadığımız izolasyona karşı birçok buluş getiriyoruz. Mesela sosyal mesafenin korunması adına Lübnan’da dronla dairelerin balkonlarına anneler gününe özel gül hizmeti verilirken, ABD de ise günah çıkarma ritüellerinin arabaların art arda dizilerek yapılması insanlığın ortak acziyet duygusu karşısında bile söyleyeceği yeni şeylerin olduğunu bize somut bir şekilde gösteriyor. 

Yaşamını kaybedenler ya da bu virüsten dolayı eziyet çekenler bir nevi cephe mücadelesi verirken diğer bir yanda da evlerinde otururken psikolojik kaygı düzeylerinin artmamasına çalışan milyonlarca insan var. Kediler, köpekler açlıktan sokakta bulduğu ilk insanı takip etmeye başlarken onlara bakacak insanların büyük bir kısmı kendi varlığını muhafaza etmek için kendi dünyalarına çoktan çekilmek zorunda kaldı bile…Hem de belirsiz bir zaman süresince.

Bir ay öncesinde olduğu gibi zamanımızın dar olmasının ne kadar da psikolojik olarak bize uyumlu olduğunu şimdi bu sürgit devam eden zaman mefhumunun içerisine düştüğümüzde daha iyi anlamıyor muyuz? Bu durum mitleşmiş Bodrum Masalı’nı yaşamak için güney beldelerimize inenlerin bir süre sonra zamanın sınırsızlaşmasıyla yaşadıkları boşluk duygusuyla geri dönmek istemelerini anımsatıyor bana. Darlık, varlık için ihtiyaçtır aslında. Ya da diyebiliriz ki, insana kısıtlı zamana sahip olma hali iyi gelirken sonsuzluk duygusuna düşmek de insanı dağıtıyor. Bu sebeple hayat niteliğini arttırmak için insan zamanını biçimlendirmeli ve ulaşmakta zorlanacağı yeni hedeflere yelken açmalı.

Hastalığın tedavisi için zenginliğine güvenen varsa beri gelsin. Aklıma gelmişken “Benim için gerçeklikten daha fantastik ne olabilir ki?” demiş Dostoyevski. Oldukça hakikatli bir deyiş. Kim bilebilirdi ki dünyadaki herkes bir gün sevdiği için bir nevi saatli bombaya dönüşecek. Kafka’nın “Dönüşüm” adlı romanında Gregor Samsa’nın büyük bir böceğe dönüşmesi bile bu virüsün sebep olduğu dönüşüm yanında tek düze kalıyor. Bu virüsten korunmak için kimimizin titizlenme hali alarma geçmiş durumda. Öyle ki hasır altındaki endişeleri taze süte konmuş kefir mayası gibi coşmuş halde ve kimisinin de işindeyken eşini aldattığı sevgilisi ile ilişkisi bitti belki de. Bazılarının da akşam eve geldiğinde kendi kendine “haklı” bir ödül olarak aldığı televizyon kumandası yerini ailesiyle vakit geçirmeye bırakmış durumda. Başta kendimizden başlayarak birlikte yaşadığımız insanların iç dünyalarından anlamak şimdilerde şart oldu. Bu salgın ile birlikte hayat öykülerimize yeni bir güncelleme gelirken iç dünyamızla daha çok yüzleşmek durumunda kalıyoruz aslında. Bu sefer sosyalleşerek de geçiştiremiyoruz sorunlarımızı ve lisanımızdaki kelimelerin kaderi gibi fark etmeden değişiyoruz: Başka aşklara, coğrafyalara, hayat görüşlerine, işlere, yeni hedeflere doğru yöneliyor ve büyük bir dönüşüm geçiriyoruz.

Anlıyoruz ki, yıllarca yeniliğe gitmezsek (bir şekilde) yenilik bize geliyor hanımlar ve beyler.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir