parallax background

Kokusuz Günlerimiz

Korona Günleri ve İdaresi
Mayıs 4, 2020
Beynimizin Patikaları
Beynimizin Patikaları
Mayıs 21, 2020
 

Dünyaca evlere kapalı olduğumuz bu günlerde evde daha önce yaşamadığımız bir hayatı yaşarken ben de daha önce fark etmediğim şeyleri fark etmeye karar vermiştim. Öyle de oldu. Bunlardan bir tanesi de yıllardır ortalıkta olan nargile kömürünün faydalarını keşfedişimdir. Durun size anlatayım:

Çok önceden değil, zannedersem karantinadan birkaç hafta önce mutat öğlen molalarımdan birini vermiştim; genellikle molalarımda terapi odasında kalmayı pek istemem, hava değişikliği için Kadıköy turuna ya da esnafla sohbete çıkarım. Kendime, insani acılarımızı unuttururum böylelikle, sürekli acılar içerisinde yaşamak gereksiz bir yüktür (Hafıza amelelik sever, akıl ise bu ağır yük işçisinin koordinatörü olmalıdır yoksa duygusal bir bulut kaplayıverir ruhumuzu.) Yolda kâh düşünür kâh yürürken aniden aklıma bir zamanlar arkadaşlardan birinin bahsettiği nargile kömürü düşüverdi. Çakmakla yanıyordu bu kömür. Ya dedim bunun üzerine ne koysan onun tütsüsü gibi olur. Hayatımızda çoğu fikirlerin kaynağını bilemeyiz. Günlük yaşantımızın da büyük bir kısmı tam olarak nereden geldiğini bilemediğimiz fikirlerle, duygularla doludur.

Kimimiz çıplaklık sevse de yaşam örtülere bezenip gezmeyi sever, gizemli kalmaktan hoşlanır. Bundan olacak ki bir ömür boyu yaşamın gizem perdelerini aralamakla bitiremeyiz, biri bitse biri başlar. Neyse uzun etmeyeyim, bu basit ve sıradan fikirden ne de güzel kokular çıktı bir bilseniz… Evde eski bir pirinç kabın içerisine koyduğum ufacık bir kömür parçası üzerine kuru çay ve meyve çeşitlerinden koydum. Kimisi hiç umulmadık derecede tek düze, kimisi şatafatlı, kimisi mistik, kimisi coşkulu kokular verdi. Tam da ihtiyaç duyacağım bir zamanda almışım meğer şu kömürü zira birkaç hafta sonrasında, Korona virüsünün ortaya çıkmasıyla koku duyularımı sadece yemek için kullanacak hale geleceğimi bilemezdim elbette.

Bu yüzden evde yaşamak hali insana göre değil bunu bir kez daha anlıyoruz. Bu kadar duyuya ihtiyacımız olmazdı yoksa. Hepimize biraz daha sabır dilerken fark ediyorum ki bazı kokuları özlüyorum: Adalar’dan kalkan lodosun, kayaların üzerinde göğermiş yosunların, rüzgârın omuzlarında gezen iyotun, Dalaman havalimanında hoş geldin diyen kekiğin, yeni kesilmiş bir çamdan çıkan reçine feryadının, ellerinize bulaşmış limoni selvinin ve elbette henüz suyuna kavuşmuş bir toprağın kokusunu. … Ve hayat diyorum… Ne zenginsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir