parallax background

Korona Günleri ve İdaresi

İçe Dönük, Hayata Açık
Nisan 13, 2020
Kokusuz Günlerimiz
Mayıs 15, 2020
 

Bazı sorulara derinlemesine baktığınızda cevap uzar ve genişler. Filozoflar, “meditasyonlar” adında uzun düşüncelerini içeren eserlerini, toplumun cevabından emin olduğu sorular üzerinde de düşünerek oluşturmuşlardır. Mesela Descartes’te, bildiğimizi zannettiğimiz soruları tekrardan düşünmeye şu farkındalıkla başladığını öğreniyoruz: “Niteliksel olarak uyanıkken ki tecrübelerimden hiçbir şekilde farklı olmayan bir sürü rüya görmüşümdür. Tecrübelerimin niteliksel karakteri, şu an rüya görmediğimi garanti etmez.” Daha da sade bir ifade ile: Duyularımıza her zaman güvenemeyiz, bizi yanıltabilirler.

Şu an içinde bulunduğumuz karantina sürecinde de eskisinden oldukça farklılaşmış bir zaman algısı ve duyumsaması içerisindeyiz. Bazı şairlerimiz de bu konu üzerinde düşünmüşler. Mesela kendisine 24 saatinizi nasıl değerlendiriyorsunuz sorusu sorulduğunda bakın Fazıl Hüsnü Dağlarca ne diyor: “Deli misiniz, kimi gün yüz yıldır kimi gün bir dakika. Her günün yirmi dört saat olduğunu nereden anladınız?” Duyularımızın güvensizliğini anlatan ne de şık bir cevap. 

Zamanın değerlendirilmesi ile ilgili başka bir fikre de Necip Fazıl’ın mısralarında rastlarız: “Bakma saatine ikide birde! Halin neyse saat onun saati.” Oysa haline göre yaşamak büyük bir erdem işidir; düşünsenize her haliniz sizinle bir armoni içerisinde ve sizi olgunlaştırıyor ve ne şehvet, ne acelecilik, ne de öfke ile hareket etmek, hiç birisi yokmuş gibi bir düşünün şöyle… Elbette böyle bir olgunluğa sahipseniz her eyleminizde bu duru halinizin olumlu neticelerini görebilirsiniz. Günümüzde ise malum, ne ruh hallerimiz olgun ne de duygularımızın yeteri kadar farkındayız. Ya da ben kendi açımdan bu erdem düzeyinde olmadığımı söyleyeyim. Ruh halinin olgunlaşması ve kendimizi akışa bırakmak çok fazla dürtü kaçağını barındıran bir vasıta. Bu sebeple de kendimizi yukarıda şiirini alıntıladığım Necip Fazıl’ın “Halin neyse saat onun saati” yöntemine aslında teslim etmememiz gerekir. Zira bir gün kalkarsınız içinizden bir şey yapmak gelmez, başka bir gün bakarsınız içinizde anlamsız bir telaş hali almış yürüyor. Duygularımıza kendimizi bırakmamak için irademize sığınmalıyız. Çünkü bu sayede planladığımız bir günü yaşamaya daha yaklaşabiliriz.

Korona salgınıyla birlikte de zamanımızın muhtelif planlı kesitlere bölünmesinin önemini bir kez daha görmedik mi? Okulların, spor aktivitelerinin, arkadaş ziyaretlerimizin, işe gitmemizin hayatımızdan çıkmasıyla bir anda evin içerisinde yatma kalkma saatlerinde kaymalar, ailemizle ya da kendimizle ilgilendiğimiz vakitlerde daralmalar ortaya çıktı. Bunların çözümlenmesi ise yine iradi sınırlamalarla mümkün olmakta. Bu makalenin yazarı olarak, farkındayım ki konumuzun başlığı olan 24 saati faydayla değerlendirmek aslında bizi irade terbiyesinin önemini düşünmeye daha da yaklaştırıyor. 

Bu noktada irade terbiyesinin özellikle Korona Günleri’nde ortaya çıkan bir alanına geçmek istiyorum: Evin bir ofise dönüşme hali. Evdesiniz ve özel sektörde çalıştığınız için de akşama kadar yoğun bir iş akışınızın olduğunu düşünelim. Sizden beklenen görevlerin hepsine yetişmeye çalışıyorsunuz. Peki niye? Çocuğunuz yok mu ilgi bekleyen? Eşiniz yok mu? Hepsi bir yana, ya siz? Siz de yok musunuz? Bu tip durumlarda da “hayır” diyebilmek ve işten gelen görevlere sınır koyabilmek yine irade terbiyesiyle mümkündür. Sorunların çözümünü ertelemek nasıl dürtüsel bir davranış ise, her telekonferans talebine atlamak da benzer şekilde dürtüsel bir davranıştır. Toplum değerleriyle kendini var hisseden bir yapıya sahip olduğumuz için başarısız görülmekten ölümüne korkuyoruz. Dünya kapanmış ve kimi “kendiliksizler” halen iş çok önemli diyor. Ölecek olsanız “5 dakika bekleyemedi, bari şu işi de aradan çıkarsaydık” diyecekler neredeyse!

Çocuğunuzun irade terbiyesi açısından neler yapmalısınız peki? İster 4 yaşında ister 10 yaşında olsun, çocuğunuzu bir eyleme kattığınız zaman ona her aşamasında kılavuzluk yapmayın. Evinizi paylaştığınız bir ortağınız olarak görün. Sizinle çalışsın, sizinle mola versin. Sadece aktivite annesi ya da babası olmayın. Hiçbir çocuk sağlıklı büyümek için “lego”ya ya da “montessori” oyuncaklarına ihtiyaç duymaz mesela. En büyük ihtiyaçları, kendilerine “hata” yapma alanı bırakan ve hayatın her alanında kendilerini dahil edecek, karşılaştıkları sorunlarda ise kendilerine yardımcı olacak ebeveyne sahip olmak. 24 saatinizi faydayla değerlendirmek için günlük planlarınıza çocuğunuzu da katmalısınız.

Özetle, “Halin neyse bugününü öyle yaşa.” yöntemine kendini bırakmak -özellikle böyle kaotik zaman duyumsamalarının oluştuğu bir dönemde- bize pek fayda getirmeyecektir. Dolayısıyla, çevremizden gelen taleplere karşı ve içimizdeki karmaşık duygu durumlarında irademizle sınırlarımızı belirlemek ve planlı hareket etmek faydalı olacak zannederim. 

Comments are closed.